İnsanlık tarihi boyunca, en çok sorulan sorulardan biri şudur: Hayat nedir?
Kimi bu soruya bilimle cevap vermeye çalışmış, kimi dinle, kimi sanatla, kimi de felsefeyle… Oysa bütün bu farklı bakış açılarının ortaklaştığı çok temel bir gerçek vardır: Hayatın başlangıcı ve sonu bellidir.
İnsan doğar, büyür ve ölür.
Bu üç kelime, insan yaşamının en kısa ve en sade özetidir. Dışarıdan bakıldığında hayat son derece basit bir döngü gibi görünür. Başlangıç vardır, gelişim vardır ve son vardır. Ancak insan bu üç kelimenin içine milyarlarca duygu, düşünce, mücadele, hayal, korku, umut ve deneyim sığdırır. İşte hayatı karmaşıklaştıran da bu ayrıntılardır.
Birinci Dönem: Hayatı Tanıma ve Öğrenme Süreci
İnsan doğduğu anda hiçbir bilgiye sahip değildir. Konuşmayı bilmez, yürümeyi bilmez, çevresini tanımaz. Dünyaya yalnızca yaşama potansiyeliyle gelir.
İlk yıllar, tamamen öğrenmeye ayrılmıştır.
İnsan önce ailesini tanır, sonra çevresini, ardından toplumu…
Dil öğrenir, yürümeyi öğrenir, konuşmayı öğrenir, düşünmeyi öğrenir, doğruyu ve yanlışı öğrenir.
Daha sonra okul hayatı başlar. Bilim, matematik, tarih, sanat ve kültürle tanışır.
Başka bir söyleyişle çocukluk ve gençlik yılları, insanın hayata hazırlanma dönemidir.
Bu süreçte öğrenmek yalnızca bilgi edinmek değildir.
Öğrenmek; kendini keşfetmektir.
Neyi sevdiğini…
Neyi yapabildiğini…
Nerede başarılı olabileceğini…
Hangi değerlere inanacağını…
Nasıl bir insan olmak istediğini…
İnsan bunların hepsini zaman içerisinde öğrenir.
Başarı da tam bu noktada ortaya çıkar.
Öğrenilen her yeni bilgi, kazanılan her yeni beceri ve ulaşılan her hedef kişiye mutluluk verir. Çünkü insanın beyni gelişmeyi ödüllendirir. Yeni bir şey başarmak yalnızca dış dünyada değil, insanın iç dünyasında da güçlü bir tatmin duygusu oluşturur.
Belki de çocukların en mutlu olduğu dönemlerden biri budur. Çünkü her gün yeni bir şey öğrenmektedirler.
İkinci Dönem: Hayatı Yaşama ve İnşa Etme Süreci
Öğrenme süreci belirli ölçüde tamamlandıktan sonra insan ikinci büyük döneme geçer.
Artık amaç yalnızca öğrenmek değildir.
Öğrendiklerini kullanarak hayatını kurmaktır.
Meslek sahibi olmak…
Bir aile kurmak…
Ekonomik güvence oluşturmak…
Toplum içerisinde yer edinmek…
Saygınlık kazanmak…
Kendine ait bir yaşam oluşturmak…
Bütün bunlar ikinci dönemin temel hedefleridir.
Bu dönemin en büyük itici gücü daha iyi yaşama isteğidir.
İnsan yalnızca bugününü düşünmez.
Yarını düşünür.
Çocuklarını düşünür.
Sağlığını düşünür.
Geleceğini düşünür.
Emekliliğini düşünür.
Bütün planlarını aslında henüz gelmemiş zaman üzerine kurar.
İnsan çalışır.
Üretir.
Mücadele eder.
Bazen başarır.
Bazen başarısız olur.
Bazen yeniden başlar.
Hayatın en yoğun mücadeleleri çoğu zaman bu dönemde yaşanır.
Çünkü sorumluluklar artmıştır.
Artık yalnızca kendisinden değil, başkalarından da sorumludur.
Başarı bu dönemde de mutluluk getirir.
Ancak ilginç olan şudur:
İnsan bir hedefe ulaştığında çok kısa süre mutlu olur.
Daha sonra yeni hedefler ortaya çıkar.
Daha büyük bir ev…
Daha iyi bir iş…
Daha yüksek gelir…
Daha fazla güvence…
Daha fazla başarı…
İnsan çoğu zaman ulaştığı noktadan çok, ulaşamadığı noktaya odaklanır.
Bu yüzden mutluluk bazen sürekli ertelenen bir duygu hâline gelir.
Üçüncü Dönem: Tamamlanmaya Yaklaşan Yolculuk
Hayatın son dönemi, insanın en çok düşünmek istemediği dönemdir.
Yaşlılık…
Bedenin yavaşlaması…
Gücün azalması…
Sevdiklerinin eksilmeye başlaması…
Geçmişin geleceğin önüne geçmesi…
İnsan bu dönemde ilk kez zamanın gerçekten sınırlı olduğunu daha güçlü hisseder.
Eskiden sonsuz gibi görünen yıllar artık çok hızlı geçmektedir.
Beden eskisi kadar güçlü değildir.
Hafıza zaman zaman zorlanır.
Sağlık daha fazla önem kazanır.
Bir zamanlar kolay yapılan işler artık büyük çaba gerektirir.
İnsan burada ilginç bir gerçekle karşılaşır.
Hayatı boyunca sürekli bir şeyler kazanmıştır.
Şimdi ise yavaş yavaş kaybetmeye başlamaktadır.
Güç…
Hız…
Dayanıklılık…
Yakınları…
Zaman…
İşte bu yüzden yaşlılık yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir süreçtir.
Fakat buna rağmen mücadele sona ermez.
İnsan yine yaşamaya çalışır.
Daha sağlıklı olmak ister.
Daha uzun yaşamak ister.
Daha az acı çekmek ister.
Daha çok sevdikleriyle vakit geçirmek ister.
Sonucun değişmeyeceğini bilir.
Ama yine de mücadele eder.
Belki de insanı insan yapan en önemli özellik budur.
Sonunu bilmesine rağmen yaşamaktan vazgeçmemesi…
Kamil Baki
Eğitimci-Yazar