HAYATIN GERÇEK TANIĞI: TİYATRO - Kamil BAKİ



Dün akşam bir tiyatro oyunundaydık.
Bir açık hava tiyatrosu...
Oyunu izlemeye gelen yaklaşık beş bin kişi…

Yaşları, meslekleri, düşünceleri, hayatları birbirinden farklı binlerce insan, aynı mekanda aynı hikâyeyi izlemek için bir araya gelmişti.
Daha oyun başlamamıştı ama salonda  huzur veren bir sessizlik vardı. Herkes birazdan başlayacak bir yolculuğu bekliyordu. 
Ve perde açıldı.

İki saat boyunca salondan neredeyse çıt çıkmadı.
Çünkü sahnede yalnızca oyuncular konuşmuyordu; insanın vicdanı konuşuyordu, geçmişi konuşuyordu, umutları ve korkuları konuşuyordu.

Bazen bir cümle insanı yıllar öncesine götürdü.
Bazen bir bakış, uzun uzun anlatılabilecek duyguları tek başına ifade etti.
Bazen salondaki herkes aynı anda güldü.
Bazen aynı anda derin bir sessizliğe gömüldü.

İşte tiyatronun büyüsü de burada başlıyor.
Aynı oyunu izleyen binlerce insan, aslında birbirinden farklı oyunlar seyrediyor. Çünkü herkes sahnede biraz kendini görüyor. Kimi çocukluğunu hatırlıyor, kimi anne babasını düşünüyor, kimi yaptığı bir yanlışı, kimi de yıllardır söyleyemediği bir sözü…

Oyun bittiğinde salonda güçlü bir alkış yükseldi.
O alkış yalnızca oyuncular için değildi.
Emek içindi.
Sanat içindi.
İnsan olabilmek içindi.
Belki de hepimizin içinde biriken ve kelimelere dökemediğimiz duygular içindi.

Sonra herkes geldiği gibi sessizce ayrıldı.
Fakat salondan çıkan insanların hiçbiri, içeri giren insanlarla tam olarak aynı değildi.
Kimisi eğlenmişti.
Kimisi düşünmüştü.
Kimisi yalnız olmadığını anlamıştı.
Kimisi kendi hayatına dışarıdan bakabilme fırsatı bulmuştu.

Belki de herkes kendi kendine aynı soruları sordu:
“Ne yapmalıyım?”
“Ne yapmamalıyım?”
“Neleri daha doğru yapabilirdim?”
“Yanlışlarım neler?”
“Doğrularım gerçekten doğru mu?”

Sonra düşünceler genişledi.
Aile…
Çocuklar…
Yaşadığımız şehir…
Ülkemiz…
Ve sonunda bütün dünya…

İyi bir tiyatro, insanı yalnızca sahneye değil, kendi içine de götürür. Çünkü gerçek sanat cevap vermekten çok soru sordurur. İnsan, o soruların peşinden yürürken kendini biraz daha tanır.

Bu yüzden tiyatro sadece bir eğlence değildir.
Sadece boş zamanı değerlendirmek de değildir.
Tiyatro, insanın kendini eğittiği, duygularını geliştirdiği, empati kurmayı öğrendiği en güçlü yaşam alanlarından biridir.

Ne yazık ki herkes bu imkâna kolayca ulaşamıyor.
Oysa sanat, belli bir kesimin ayrıcalığı olmamalıdır.
Nasıl herkes eğitim hakkına sahipse, nasıl herkes temiz havayı soluyabiliyorsa, kültüre ve sanata da herkes ulaşabilmelidir.
Çünkü hayat yalnızca okul sıralarında verilen bilgilerle öğrenilmiyor.

Hayat, insanın insandan öğrendiği yerde başlıyor.
Bir sokakta…
Bir kitapta…
Bir yolculukta…
Bir konserde…
Bir müzede…
Ve çoğu zaman bir tiyatro salonunda

Orada insan yalnızca bir oyun izlemiyor.
İnsanı izliyor.
Toplumu tanıyor.
Kendini anlamaya çalışıyor.

Belki de bu yüzden tiyatro, sadece sanatın değil; düşünmenin, hissetmenin ve olgunlaşmanın da en güçlü okullarından biridir.

Orada yeni hayatlar yaşanır.
Orada yeni hayatlar paylaşılır...


Hiç yorum yok: