Sakız Ağacı: Ege’nin Sessiz Hazinesi, Türkiye’nin Kaçırdığı Büyük Fırsat - Kamil BAKİ


Bazı ağaçlar yalnızca gölge verir. Bazıları meyvesiyle sofraları süsler. Bazıları ise yüzyıllar boyunca insanların hem sağlığını hem ekonomisini ayakta tutar. Sakız ağacı da işte bu özel bitkilerden biridir.

Yaklaşık yirmi beş yıl önce Çeşme’de tanıştım onunla. İlk bakışta sıradan bir çalı gibi görünüyordu. Oysa biraz araştırınca bunun, doğru yetiştirildiğinde oldukça değerli bir ağaca dönüşebildiğini öğrendim.

Bana bir kez daha doğanın en büyük gerçeğini hatırlattı: Hiçbir değer emeksiz ortaya çıkmaz

Sakız ağacı da sabır, bilgi ve zaman isteyen bir yolculuğun sonunda gerçek kıymetini gösterebilecek ağaçlardan biri.

Bilimsel adı Pistacia lentiscus olan sakız ağacı, Anacardiaceae familyasına ait, Akdeniz iklimine özgü her dem yeşil bir türdür. Özellikle Ege kıyılarında doğal olarak yetişir. 
Kuraklığa son derece dayanıklıdır. Fakir ve taşlı topraklarda gelişebilir. Yüksek sıcaklıklardan fazla etkilenmez. Tuzlu rüzgârlara dayanıklıdır ve denize çok yakın alanlarda bile yaşayabilir. 

İklim krizinin giderek daha fazla hissedildiği günümüzde böylesine dayanıklı bitkiler, geleceğin tarımı açısından ayrı bir önem kazanmaktadır.

Sakız ağacı suyu israf etmez. Sürekli sulama gerektirmez. Yoğun gübrelemeye ihtiyaç duymaz. Erozyonla mücadelede kullanılabilir. Yangın sonrası bozulan arazilerin yeniden yeşillendirilmesinde değerlendirilebilir. Kurak bölgelerin yeniden üretime kazandırılmasında önemli bir alternatiftir. 

Günümüzde dünyanın birçok ülkesi iklim değişikliğine dayanıklı bitkiler üzerine yatırım yaparken, sakız ağacı bu yönüyle stratejik bir seçenek olarak öne çıkmaktadır.
Benim bu ağaca olan ilgim ise Sakız Adası’nı tanımamla başladı.

Yıllardır dünyanın en kaliteli doğal damla sakızının büyük bölümü bu adada üretiliyor. Üstelik bu üretim yalnızca tarımsal bir faaliyet değil; aynı zamanda ekonomik, kültürel ve bilimsel bir başarı hikâyesidir.

Sakız ağacının gövdesinden elde edilen doğal reçine; ilaç sanayisinde, ağız ve diş sağlığı ürünlerinde, kozmetik sektöründe, parfüm üretiminde, pastacılıkta, dondurmada, sakız üretiminde, geleneksel tatlılarda ve çeşitli gıda ürünlerinde kullanılmaktadır. 

Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, doğal damla sakızının antibakteriyel, antioksidan ve iltihap azaltıcı özellikleri üzerinde de yoğunlaşmaktadır. 

Sindirim sistemi sağlığı ve ağız hijyenine yönelik araştırmalar, bu doğal ürünün değerini her geçen yıl biraz daha artırmaktadır.

Dünyada doğal ve organik ürünlere olan ilgi hızla artarken damla sakızı da uluslararası pazarda yüksek katma değer oluşturan ürünler arasında yer almaktadır. Aynı miktardaki birçok tarım ürününe göre çok daha yüksek ekonomik değer oluşturabilmesi, onu sıradan bir tarım ürünü olmaktan çıkarıp stratejik bir kaynak hâline getirmektedir.

İşte tam da bu nedenle kendi kendime şu soruyu sordum:
Sakız Adası bu üründen önemli gelir elde ederken, aynı iklim kuşağında bulunan Çeşme, Urla, Karaburun ve çevresi neden bu potansiyeli yeterince değerlendiremiyor?
Bu soru beni uzun yıllar sürecek bir araştırmanın içine çekti,

Köylülerle konuştum.
Birçoğu bu bitkinin ekonomik değerinden habersizdi. Bazıları ise yıllar önce üniversitelerden gelen akademisyenlerin eğitim verdiğini, fakat çalışmaların sürdürülemediğini anlattı.

Araştırmaya devam ettim.
Alaçatı’daki sakız bahçelerini gezdim.
Fidan üretimini inceledim.
Uzmanlarla görüştüm.

Sonra devlet kurumlarının kapısını çaldım.
Orman teşkilatlarıyla görüştüğümde badem, ceviz, zeytin, keçiboynuzu gibi türler için çeşitli desteklerin bulunduğunu öğrendim. Ancak sakız ağacı için benzer ölçekte bir teşvik sistemi bulunmadığını gördüm. Farklı kurumlara da başvurdum. Ne yazık ki aradığım desteği bulamadım.

Bir süre sonra bu ilgi benim için güzel bir hobiye dönüştü.
Fakat içimdeki soru hiç değişmedi.

Bugün sevindirici gelişmeler yaşanıyor. Bazı özel şirketler sakız fidanı üretmeye başladı. Yeni bahçeler kuruluyor. Üniversiteler araştırmalar yürütüyor. Yerel yönetimler zaman zaman projeler geliştiriyor.

Ancak bunlar yeterli mi?
Bana göre hayır.
Çünkü dünyada tarım artık yalnızca üretmek değildir. Bilgi üretmek, marka oluşturmak, coğrafi işaret almak, ihracat yapmak, kırsal kalkınmayı sağlamak ve doğal kaynakları korumaktır.

İspanya zeytini markalaştırdı.
İtalya üzümü ve peyniriyle dünya markaları oluşturdu.
Fransa lavantayı yalnızca tarım ürünü olarak değil, turizm ve kozmetiğin temel unsurlarından biri hâline getirdi.
Yeni Zelanda kiviyi küresel bir marka yaptı.
Sakız Adası ise damla sakızını dünyanın tanıdığı özel bir ürün hâline getirmeyi başardı.

Peki biz neden kendi topraklarımızda doğal olarak yetişen bu eşsiz bitkiyi aynı başarıyla değerlendirmeyelim?

Sakız ağacı yalnızca bir reçine üretmez.
Umut üretir.
Kurak topraklara yeniden hayat verir.
Köylerde gençlerin yeniden üretime katılmasına katkı sağlayabilir.
Kadın kooperatiflerine yeni gelir kapıları açabilir.
Kozmetik sanayisine yerli hammadde sağlayabilir.
İlaç sektörüne değer katabilir.
İhracatı artırabilir.
Kırsal turizmi destekleyebilir.

Her dikilen fidan yalnızca geleceğin ürünü değil; geleceğin ekonomisi, geleceğin çevresi ve geleceğin bağımsız üretim gücü olabilir.

Belki de en önemlisi şudur:
Bir millet sahip olduğu zenginlikleri keşfedebildiği kadar güçlüdür.

Doğa bize bazen sessizce büyük hediyeler sunar.
Sakız ağacı da bu hediyelerden biridir.

Oysa yıllardır Ege’nin rüzgârına sessizce direnen bu mütevazı ağaç, aslında geleceğin en değerli tarımsal hazinelerinden biridir.

Bizler yeter ki onu görebilelim.
Yeter ki ona inanabilelim.
Yeter ki bugün birkaç fidan dikerek, yarının ormanlarını kurmayı başarabilelim.


Hiç yorum yok: